www.Karamanlim.net - Karamanlıların Buluşma Platformu! (Reklam/Tanıtım Alanı) Ana Sponsor;
Aybastı Kolbastısı - Kolbastı Aybastı'nın mı? (Kemal Düz) Yazdır E-posta
Pazar, 07 Haziran 2009

AYBASTIYI KOLBASTI

Ülkenin her bir yerinde kolbastı fırtınası esiyor. Belki de Avrupa, Asya derken oyunun dünyanın her yerine yayılma olasılığı çok yüksek. Bir kere kolbastı oyunu şu yaşadığımız zamanlara çok uygun.  Neden mi? Bir kere düzensiz, belirsiz, karmaşık, süratli bir dünyada yaşıyoruz. Her şey içiçe geçmiş, neyin doğru neyin yanlış olduğu bilinemiyor. Her insan en iyi, her insan tek doğru, her sistem kendince  en mükemmel. İşte böyle bir dönemde Karadenizin her köşesinde sessiz sedasız oynanan kolbastı oyunu ülke gündemine kendiliğinden girdi. Krize meydan okurcasına milleti oynatıyor. Bizde bu konulara kafa yoran biri olarak meselenin aslını, eğrisini doğrusunu araştırma görevini kendimize verdik. Ve aşağıda ki sonuca vardık: Kolbastı oyununun ortaya çıkışıyla ilgili çeşitli söylentiler var, ancak biz birini anlatmakla yetineceğiz:
Bir jandarma kolu, bir çetenin gizlendiği yeri basar.  Çetenin başını yakalayıp götürmek isterler. Çetenin adamları başlarlar oynamaya. Bunları gören kol komutanı   Bunlar eğlence yapıyorlar. Çetecilik bunların işi değil. der. Ve böylece çeteler baskından kurtulurlar.
Bu olayın anısına, bu oyun oynanmış, yaygınlık kazanmıştır.                                                

Bizim bu konuya yaklaşım tarzımız ise şöyle:
Bastı sözcüğü dilimizde değişik amaçlarla, birbirinden farklı anlamlar yüklenerek kullanılır. Yemek kültüründe( fasulye, patlıcan, kabak, bamya) bastı gibi anlamlar içerir, ayrıca pirzolaya da külbastı denir. Psikoloji de bastı sözcüğünün insanın içsel durumuyla da bağlantısı vardır. Afakanlar bastı: Sıkıntılı, bir yürek çarpıntısını anlatır. Karabasanlar bastı deyimi ise; gerginlik içinde, sıkıntılı olma halini, kötü bir düş, rüya görmeyi, ruhsal karmaşayı, bunalımı anlatmakta kullanılır. Diğer taraftan doğum sırasında temizliğe dikkat edilmemesi nedeniyle lohusaların tutulduğu ateşli hastalığa da albastı denir.
Aybastı kelimesi de ruhsal bir durumun tarifinde de kullanılır. Ayın, dolunay durumunda kimi canlıları etkilediği bilinen bir gerçektir. Bazı insanlarda dolunay günlerinde çeşitli ruhsal değişmeler olur. Kimi hayvanlarda da değişik davranışlar ortaya çıkar. Köpekler havlar, çakallar, kurtlar ulur. Bu tür etkilerin yoğun olduğu karasal yerlere bastılı adlar verilir. Deniz sahilinde olursa bastı yalı gibi adlar verilir.
Türkçe basmaktan türeyen bastı sözcüğünün dışında, Arapça kökenli başka anlamlar taşıyan bast kelimesi Osmanlı Türkçesinde; yayma, açma, sevindirme, utangaçlığı bırakma, rahat etme, kendinden geçme, anlamlarına gelmektedir.
Tekrar gelirsek kolbastıya;ve olayı jandarma baskınının dışında tutarsak; oyunun beden ve ayakların kıvrak hareketlerine uygun bir biçimde, kolların iki yana açılarak coşkulu ve rahat bir biçimde hızla hareket ettirilmesinden kaynaklandığını, buna birde dolunayın katılmasıyla oyunun çılgınca sıçramalara dönüştüğünü söyleyebiliriz. Atak, güçlü, her hareket ve müzikle oynanabilen kolbastı oyununun çıkış yeri ve sahibi neden Aybastı olmasın ki; bütün bu anlatılanlar Aybastıya ve yöreye çok uygun geliyor. Ben bu yüzden diyorum ki. Kolbastı Trabzonnun değil, Ordunun, muhtemelen de Aybastınındır. Trabzonlular oyunu biraz değiştirerek biraz da kendi folklorik özelliklerini katarak Trabzon kolbastısı yapmış olabilirler& durup dururken niye oyunun adına Trabzon adını versinler ki. Diğer yandan her yöre oyunun başına yaşadığı yerin adını vererek oynamaktadır kolbastıyı. Bence oyun Aybastınındır. Bu nedenle kolbastıya Aybastılılar sahip çıkmalı. En azından kâfiye ve ses uyumu bakımından bastı kelimesi bizden alınmış veya esinlenmişlerdir. Yaşasın "Aybastı Kolbastısı"
Kemal Düz


Görüntüleme sayısı: 189

Yorumlar (2)
RSS yorumları
1. 02-10-2009 09:34
 
"Ordunun Aybastısı  
Trabzon Kolbastısı" 
benim oğlum Ömer Bunu öyle Uydurmuştu. 
buda olabilir.
Misafir
 
Cafer Özer
2. 02-11-2009 15:41
 
AYBASTIDA BİR DEĞİL BİR ÇOK DEĞİRMEN VARDI 
 
Değirmen, öğüten araç veya alet, içinde öğütme işi yapılan yer, anlamındadır. Değirmen (tegirmen) büyük olasılıkla; gök anlamına gelen tengri, tegri, tegir kelimeleriyle aynı kökten gelmektedir. Değirmenler, tercihe göre, tahılı ezerek un veya yarma haline getirirler. Değirmenlerin geçmişi, insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın sahip oldukları ilk teknolojilerden birisidir. Çok sayıda değirmen türü kullanılmıştır. Türklerde değirmen kültürü, M.Ö. III. - M.S. III. asırlara, Büyük Hun Devleti'ne kadar inmektedir. İnsanoğlu önce ateşi buldu, yiyecekleri pişirmeyi öğrendi, baktı ki, ateş çabuk kayboluyor, onu muhafaza ve kontrol etmek için; fırını icat etti. Irmak ve göllerin uygun yerlerine su değirmenleri ve fırınlar yapıldı. Sonra fırınlar yerleşim yerlerine taşındı. Ufak tefek değişikliklerin dışında, hep ilk zaman ki teknolojiyle devam edilmiştir. 
 
MÖ 150  100 yılları arasında un elde etmek için tahılın öğütüldüğü değirmenleri çalıştırmak için su çarkları bulundu. Ancak kullanılması M.S. 5. ve 6. yüzyılları bulur. Un elde etmek için tahılın elle öğütülmesi, uzun ve yorucu bir iştir. El değirmeni ile tek bir öğün yemek için, yeterli unun hazırlaması iki saatlik zaman alıyordu. Su enerjisinden; derinin tabaklanması, kağıt yapılması, deri, kumaş dokunması ve kumaşın boyanması v.b. bir çok alanda faydalanılmıştır. Su değirmeni, el değirmeni veya hayvan gücünden sağlanan enerjiyle çalışan değirmenler yanında, iyi bir seçenek sunar. Tek sorun, kuraklık dönemleriydi. 13. yüzyılda, teknoloji büyük ölçüde su enerjisine bağlıydı. Ortaçağ, su enerjisi ve inanç çağıydı. İşte Aybastı, o dönemde çok zengin bir yerleşim yeri ve inanç merkeziydi. 15OO - 1750 dönemi su çarkının çok yaygın olarak kullanıldığı bir dönemdir. Bu dönemde su değirmenlerinin sayısı oldukça artmıştı. 18.yüzyıldan sonra, buhar makinesi ile insanlık, modern anlamda enerji kaynağına kavuştu. Su değirmenleri enerji devriminin odağı olmuştur. Su çarkının saltanatı, buhar makinesinin yaygınlaşması 
ile sona ermiştir.  
 
Aybastıya ne zaman gitsem Gölköy yolundaki su değirmenini de görmek isterim. Orası benim için sanki bir mabet,kutsal bir ziyaret yeri gibidir. Eğer zamanım uygun olmaz da göremeden ayrılırsam, suçluluk ve hüzün duyarım. Eğrilmiş duvarlar, küçücük pencereler, kalın kalasların üstünde kurşuni bir çatı, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar. Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış, mısır çuvalları. Taşların üstünde uçuşan sıcak ve ince un zerrecikleri, aşağıdan sızıntı halinde insanın yüzüne vuran su damlacıkları. Kuş sesleri, ağaç yapraklarının hışırtısı ve ırmağın o diri sesi, tahta oluktan inen sular, değirmen taşlarının ağlamaklı sesleri, kayışların tokat gibi şaklaması, gıcırdayan çarklara karışan insan sesleri. Az ötede beyaz torbalara doldurulmuş unlar& O değirmenin yanına gidince sanki kırk-elli yıl geriye giderim. Küçüklüğümde, anamın anlattığı masalda ki yakışıklı çobana aşık güzel peri kızını, padişahın hasta kızını, gece ortaya çıkan cinlere kaval çalan çobanı, onların şenlikli düğünlerini, oyunlarını, concolosları, zebanileri, her türlü mahlukatı, su oluklarında, kayaların arasında ve köprünün altında fark ettirmeden ararım. Sonra, un çuvallarının başında keşik bekleyen analar- bacılar, ağabeyler, eşeklerine un çuvalı  
yükleyen dedeler gelir, gözlerimin önüne. Değirmencinin alacağı payı, taze mısır unundan yapılarak pişirilen, o sıcacık bazlamaları düşlerim.Aybastıda aşağı yukarı hemen her köyün bir su değirmeni vardı. Bunlardan şimdilerde çalışır vaziyette iki - üç tanesi kaldı. Onlarda eskiden olduğu gibi yirmi dört saat çalışmıyorlar. Artık önlerinde sıra beklemek de yok. Su değirmenleri, gelişen teknolojiye direnemediler. Onların yerini ruhsuz ve şekilsiz elektrikli, dev gibi makineleri olan korkutucu ve çirkin sesli değirmenler aldı. Bence ekmeklerinde ne o eski tadı kaldı, ne de kokusu. Eskiden en az beş yüz metreden hissedilen mis gibi ekmek kokuları şimdilerde unuttuk. Gölköy yolundaki köprü yanı, sadece değirmeniyle de bilinmez. Gurbetçilerin, askerlerin ve talebelerin uğurlandığı; ayrılış ve gurbetin de başlangıç yeridir.  
Yöremizin su değirmenleri, antik çağlardan günümüze kadar gelmiş ortak kültür miraslarımızdır. En az, bin yıldır dönüp dururlar. Kendilerine sahip çıkacak, yaşatacak kurumlarınş derneklerin yollarını gözetlerler...  
Kemal DÜZ 
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Misafir
 
Kemal Düz

Bu Yaziya Sizde Yorum Ekleyin Buyrun
İsim:
Yorum:



Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >
Advertisement
Sponsorlarımız
Albümden
Fotoğraf Albümü için Tıkla
Son Yorumlar
360 Derece Kara...
emeği geçen herkezın...
Devamı...
Yazan oğuyzhan torun (foto sentez)

Zirve Kırtasiye...
yılmaz abıye ve bila...
Devamı...
Yazan oğuzhan torun (foto sentez)

İlçemizde Tiyat...
yarası olana tıyatro...
Devamı...
Yazan oğuzhan torun (foto sentez)

Bir Zamanlar Ay...
KATKILARIN İÇİN TEŞE...
Devamı...
Yazan BEYTULLAH GEÇTAN

Bir Zamanlar Ay...
1920 leri birinci ağ...
Devamı...
Yazan Yusuf